
Monday, January 31, 2011
Michel Houellebecq

Friday, January 28, 2011
Underground: The Tokyo Gas Attack and The Japanese Psyche
motive eden boşluklar var.Tuesday, January 25, 2011
Kitchen Sink Drama (a.k.a kitchen sink realism)

Kitchen sink (ya da kitchen sink drama) siyasetin eski gündeminde kaldığı düşünülen kimi temel problematikleri işlemekte ısrar edişiyle, sadece muhafazakarlara değil tümüyle bu yeni alana da bir güvensizliği ifade ediyor gibi. Sosyal devlet makyajı yapılmış Muhafazakar Parti'ye ve, "yeni sol" deneyimini geride bırakıp nasıl "yeniden sol" olacağına dair somut bir göstergede bulunamayan İşçi Partisine eşit mesafede. Sıkıştığı merkezde birbiriyle haddinden fazla etkileşimli dolayısıyla da haddinden fazla benzeşen siyasi yapılanmaların dışında kalan bağımsız bir ses.
Bu dönem merkez siyasete güvenini kaybeden Birleşik Krallık halkının yeni siyasi geleneklerini oluşturması yönünde bir potansiyel de içeriyor mu, yoksa sadece bu yeni dönemin formasyonu kurulurken bunun "insansız" yapılamayacağına vurgu yapan bir unsur mu diye karar vermek için henüz erken. Ama kesin olan bir şey var ki toplumsal bellek denen mefhumun sahip olduğu önemi göstermesi açısından modern demokrasiler için unutulmuz bir deneyim.
Darısı cunta kabinesi bakanı Turgut Özal'a demokrasi şehidi diye ağlayanların, "anti-emperyalist" ordunun Nato üyesi olduğunu unutanların da başına.
Thursday, January 13, 2011
Gerçeğe Yalnız Yürünür

Kemiklerimin ağrıdığını hissettim. Ayaklarım beni hızlıca koşup başka bir ülkeye gitmem için çağırmaya başladı. Kadınların mutfak seti ile değil sevişerek mutlu olduğu, yeni bir koltuk takımı değil yeni bir ada düşlenen, sıcağın bu kadar da bunaltıcı olmadığı bir ülkeye.
İçine doğru yürümeye karar verdiğim sessiz gecelerde suçluluk duygumu işitmeyip kibrimi hatırlamamak için kendime, unutmak istedikleri ya da hiç bilmemeyi seçtikleri şeyleri hatırlatıp nefret edecekleri yeni bir şeyler vermemek için onlara son bir iyilik yaptım ve gittim. Giderken de sadece sustum, hiç bir şey itiraf etmedim.
Friday, November 5, 2010
Bir Harita Taslağı

Yeni bir hikayeye başlayacaksam, ya da başladığımı hayal ediyorsam, her şeyi bir sis yığınının ardında görüyorum. Yoğun, katışıksız bir şeyler sisin ardında yaşanıyor ve benim işim de sisi dağıtmak. Ama çok fazla da dağıtmamalıyım, izleyenler / okuyanlar her şeyin orada, sisin ardında gerçekleştiğini unutmamalı. Çıplak gerçek değil bu. Benim beynimden sızan bir şey. Bir yerlerde kapanamayan bir açık olmalı.
Bir kez kendim de gördükten sonra bu sis yığınını, içine doğru yürümeliyim. Ayağım takılabilir, düşebilirim, sisten çıkan bir kurşun beni yaralayabilir, ya da öldürebilir. Hatta kaybolabilirim bile. Ama yine de yürümeliyim işte. Burada duramadığım kesin, yürümek bir zorunluluk benim için, koşulların olgunlaşması ile akacak bir süreç değil. Yürürüm ve belki de varolma şansına varırım, ya da yürümem ve ölürüm. Bu da bir yanıyla sisin içinde olmayı andırıyor ama aynı şey değil.
Çünkü;
Kendini olduğundan daha güçlü zannederek yazamazsın.
Yazdığını olduğundan daha önemli sanarak yazamazsın.
Yaşamadığını -zihninde, ya da günlerinde- yazamazsın.
Yazılamayanı yazamazsın.
Ama yaşanacak olanı yazabilirsin, çünkü gelecek bugünde başlar.
Hayal ettiğini yazabilirsin, çünkü hayal kurmak yaşamanın başka bir formudur, aksi değil.
Neticede hep aynaları yazarsın, seni olduğundan daha büyük, daha küçük, daha güzel ve çirkin, daha sen gösteren aynaları.
Işığın altında kırılır, değişir, dönüşür gölgeler.
Thursday, October 14, 2010
İki Kişi

Uykusuz gecelerimde benim yerime de uyur, göremediğim düşleri de görmek için. Gözlerine bakar, renklerin kirpiklerinden akışını izlerim. Uyanınca hatırlamaz, bütün gece ne yaptığımı sorar, hiç derim. Onsuz bir şey yapmama katlanamadığı için karşıma oturur ve birlikte hiç yapmaya başlarız. O sırada insanlar işe gitmekte, işyerleri, plazalar inşa etmekte ve ağaç kesmektedirler. Biz, hiç yaparız. Tehlikeli bir oyundur hiç yapma oyunu, çok fazla hiç yapan yaptıklarının içinde kaybolabilir. Kaybolmamak için günleri ufalar ve geçtiğimiz yollara serpiştiririz. O, günlerin kırıntısının bizi bir gün başladığımız yere götürebileceğine inanır, bense nerede başladığımı bir türlü hatırlayamam. Yapamadığım pek çok şey gibi, bunu da görmezden gelir.
Tuesday, October 5, 2010
Özür Dilerim
